• Tarih: 10.07.2024
  • Yazar: Anayasa Mahkemesi

Uyuşmazlığın Sonucuna Etkili İddia ve İtirazların Dikkate Alınmaması Gerekçeli Karar Hakkını İhlal Eder

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BİKA SERVİS OTO ONARIMI VE YEDEK PARÇA TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2020/8510)

 

Karar Tarihi: 20/3/2024

R.G. Tarih ve Sayı: 10/7/2024-32598

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mehmet Yavuz YAŞAR

Başvurucu

:

Bika Servis Oto Onarımı ve Yedek Parça Tic. Ltd.Şti.

Vekili

:

Av. Şeref DURSUN

 

BAŞVURUNUN ÖZETİ

Başvuru, idari para cezasına karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvurucu Şirket, otomobil bayisi ve yetkili servis olarak hizmet vermektedir.

Başvurucuya onarım için 22/12/2018 tarihinde aracını teslim eden Y.K. ikame araç olarak yine başvurucu adına kayıtlı olan 34... plakalı aracı 15/3/2019 tarihinde bedelsiz olarak teslim almıştır.

İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekiplerince 26/3/2019 tarihinde yapılan yol denetiminde başvurucuya ait 34... plakalı araçla çalışma izni/ruhsatı olmadan ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığının tespiti üzerine 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun ek-2/3-A maddesi uyarınca aracın trafikten altmış gün süre ile men edilmesine ilişkin tutanak düzenlenmiştir. Tutanak araç sürücüsü Y.K. nezdinde düzenlenmiştir.

Başvurucu, aracın trafikten men edilmesine ilişkin 26/3/2019 tarihli kararın iptali talebiyle İstanbul 9. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, aracın Y.K.ya verilen ikame araç olduğunu ve kendilerinin korsan yolcu taşımacılığı faaliyeti yapmadığını vurgulamıştır. Mahkeme davayı 26/9/2019 tarihli kararıyla reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

".. Uyuşmazlıkta, emniyet yetkilileri tarafından yapılan denetimde davacıya ait araç ile çalışma izni/ruhsatı almadan ticari amaçlı olarak yolcu taşındığının araç sürücüsünün beyanı ile sabit olduğu, bu hususun tutanak ile kayıt altına alındığı ve tutanağın araç sürücüsü tarafından imzalandığı görülmekte olup, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca söz konusu araca ait bulunması gereken çalışma izni/ruhsatı bulunmadığı görülmektedir.

Bu durumda, davacı şirkete ait araç ile ilgili belediyeden çalışma izin/ruhsatı alınmadan belediye sınırları dahilinde ticari amaçlı yolcu taşındığının tutanaktaki beyanlar ile sabit olduğu görüldüğünden ve dosyada aksini ispatlar nitelikte bir bilgi ve belge yer almadığından, davacıya ait aracın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun Ek-2/3-A. maddesi uyarınca trafikten men edilmesine ilişkin işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır."

Başvurucunun istinaf talebini inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi 14/1/2020 tarihli kararıyla istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.

Nihai karar 29/1/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş. başvurucu 28/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

DEĞERLENDİRME

Başvurucu Şirket, ikame olarak verdiği aracın sürücüsü tarafından korsan taksicilikte kullanılmasının kendi kusuru olmadığını ve aracın trafikten men edilmesiyle maddi kayba uğradığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayda başvurucunun temel iddiası, Şirketlerinin ikame olarak verdiği aracın sürücüsü tarafından korsan taksicilikte kullanıldığına ve bunun kendilerinin kusuru olmadığı hususunun derece mahkemelerince değerlendirilmediğine yöneliktir. Bu nedenle başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56)davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

Somut davada başvurucu; otomobil bayisi ve yetkili servis olarak hizmet verdiğini, bu kapsamda ikame araç temini faaliyetiyle de iştigal ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, sahibi olduğu ve trafikten men cezasına konu edilen aracın Y.K.ya verilen ikame araç olduğunu ve kendisinin korsan yolcu taşımacılığı faaliyeti yapmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme başvurucuya ait araç için ilgili belediyeden çalışma izini/ruhsatı alınmadan belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşındığının sabit olduğu gerekçesiyle başvurucuya ait aracın trafikten men edilmesine ilişkin işlemin hukuka uygun olduğunu değerlendirmiştir.

Hukuk devletinde bir kimsenin başkalarının fiillerinden sorumlu tutulması kanunda öngörülen çok istisnai hâller dışında kabul edilemez. Çağdaş hukuk sistemleri bireyin özerkliğini esas alarak ona haklar bahşetmekte ve sorumluluklar yüklemektedir. Bir kimsenin hukuken ve fiilen davranışlarını kontrol etme gücünü ve yükümlülüğünü haiz olmadığı başka bir bireyin fiillerden dolayı kamu otoritelerinin yaptırımına maruz kalması bireysel özerklik düşüncesiyle bağdaşmamaktadır (Sebiha Kaya [GK], B. No: 2018/34124, 20/5/2021, § 54).

Bu itibarla korsan yolcu taşımacılığı faaliyeti yapılmasına bağlı olarak başvurucuya ait aracın trafikten men edilmesine dair tesis edilen işleme karşı açılan bir davada davacının hangi fiiliyle korsan taşımacılık faaliyetine sebep verdiğinin açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, belirtilen faaliyet kapsamında elde edilen bilgilerin neler olduğunu kararında belirtmesidir. Burada önemli olan husus, korsan taşımacılık faaliyetini doğuran tespitlerin davacının şahsıyla doğrudan bağlantısını ortaya koyabilecek nitelikte olmasıdır. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçilebilmesi adına önemlidir.

Başvuruya konu olaydaki kabahatin oluşması için ilgili belediyeden çalışma ruhsatı alınmadan ticari amaçlı yolcu taşınması gerekir. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun aracı geçici süreyle ikame olarak bir başkasına veren firma olmasını idari para cezası yaptırımı uygulanması için yeterli görmüştür. Diğer bir ifadeyle salt belli bir statüde (mülkiyet hakkı sahibi) olma idari para cezası yaptırımı uygulanmasına gerekçe yapılmıştır. Ancak aracın kullanımını başka bir kimseye bırakanın ya da herhangi bir şekilde oluşturdukları hukuki ilişki çerçevesinde aracı sürücüye teslim eden araç sahibinin sürücünün aracı kurallara aykırı şekilde kullanması nedeniyle idari bir cezaya maruz kalması başkasının fiilinden dolayı cezalandırılması sonucunu doğurabilir.

Bu durumda Mahkeme, araç sahibinin iddiasına rağmen aracın başka şahıs tarafından amacı dışında kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmemiş; bu konuda bir tespit yapmamıştır. Başvurucunun öne sürdüğü iddialarının uyuşmazlığın sonucu ile doğrudan ilgili olduğu dikkate alındığında bu iddiaların derece mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir.

Kural olarak ilk derece mahkemesi kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde istinaf merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. İlk derece mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucular tarafından ileri sürülen esaslı itirazları istinaf mercii tarafından gerekçeli şekilde karşılanmalıdır. Somut olayda başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki iddiasının ilk derece mahkemesince kararda tartışılmadığı ve buna gerekçe oluşturulmadığı gibi Bölge İdare Mahkemesince de karşılanmadığı görülmüştür.

Bu itibarla başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılanmadığı anlaşıldığından gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 9. İdare Mahkemesine (E.2019/1019, K.2019/1889) GÖNDERİLMESİNE,

446,90 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.246,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

https://www.aslanpinar.combilgi-bankasi/kararlar/idare-hukuku/uyusmazligin-sonucuna-etkili-iddia-ve-itirazlarin-dikkate-alinmamasi-gerekceli-karar-hakkini-ihlal-eder

https://www.aslanpinar.com/bilgi-bankasi/kararlar/idare-hukuku/uyusmazligin-sonucuna-etkili-iddia-ve-itirazlarin-dikkate-alinmamasi-gerekceli-karar-hakkini-ihlal-eder

Diğer Kararlar